Kategori arşivi: Genel

Disleksinin Çocuğu Nasıl Etkilediğini Biliyor musunuz?

Anne babalardan en sık duyduğumuz cümle ‘Çalışmıyor. Ben biliyorum çocuğumu, çalışsa yapar. Dikkatini toplayamıyor. Oku diyorum. Ben söylemeden yazıyı okuyamıyor bile. Ben de en sonunda sinirleniyorum kızıyorum ona. Ne yapayım. Bir süre sonra sabrım kalmıyor. Zaten çok içine kapanık bir çocuk. Özellikle girişken olması için uğraşıyorum. Ortamlarda konuşması için teşvik ediyorum ama nafile.’

Örneğin; bu cümlelere maruz kalan bir çocuk ne hissediyor? Utanmışlık, üzüntü, başarısızlık hissi ve kaygı.

DİSLEKSİ NEDİR? 

Disleksi; yeterli zeka, sosyokültürel fırsat ve eğitime rağmen kişide okuma becerisi kazanmaya yönelik beklenmedik başarısızlık olarak tanımlanır.

NASIL FARK EDİLİR? 

Genellikle ilkokul birinci sınıfta, çocuğun okuma yazma ve matematik işlemlerini yapmada zorluk yaşamasıyla fark edilir. Çoğunlukla öğretmenin yönlendirmesi veya ailenin fark etmesi üzerine kliniklere başvurulur.

Çocuğun yaşadığı zorluklara göz atacak olursak, karşımıza en çok çıkan problemler;

  • Erken yaşta, konuşmayı öğrenmede gecikme

  • İlkokul döneminde, harfleri ve sesleri öğrenememe

  • Sözlü ve yazılı dilde iletişim kurmada problemler

  • Akıcı okuyamama

  • Okurken satır atlama veya yazıyı takip edememe

  • Ek bir yabancı dil öğrenmede zorluk

  • Saatleri öğrenmede zorluk

  • Matematiksel işlemleri yapmada zorluk

olarak sıralanabilir.

ÇOCUKLAR NASIL ETKİLENİYORLAR?

Daha önce kendinize göre başarısız olduğunuzu düşündüğünüz bir anınızı hatırlayın. Düşük not aldığınızı düşündüğünüz bir ders olabilir, yetiştirilememiş bir proje olabilir veya ikili ilişkilerde ortaya çıkan problemler olabilir.

Size hissettirdiği duyguya kulak verin.

Çünkü, disleksi olan ve tedavi sürecinde geç kalınmış çocuk ve bireylerde küçük yaştan itibaren ortaya çıkan başarısızlık hissine şahit olmuş olacaksınız.

Örneğin sınıfta tüm arkadaşları kendisinden daha hızlı okuyabilen Ayşe’yi düşünün. Herkes bir paragrafı sırayla okuyor ve sıra Ayşe’ye geliyor. Okumaya başlıyor ancak okuma hızı diğer arkadaşlarınınkinden daha yavaş, satır atlıyor veya bazı kelimeleri yanlış telafuz ediyor.

Ayşe’nin bu ortamda yaşadığı çaresizlik umutsuzluğa dönüşebiliyor ve sosyal ortamlardan uzaklaşmaya varabiliyor. Dolayısıyla ailelerin bahsettiği çekingenlik ortaya çıkabiliyor. Bunun sonucunda zorlu eğitim hayatıyla birlikte düşük benlik saygısı da görülebiliyor.

DİSLEKSİYLE İLGİLİ DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Son yıllarda disleksiye olan farkındalığın artmasıyla, disleksi hakkında bilinen bilgilerin de yanlış olma olasılığı arttı. Örneğin;

  1. Disleksi bir zeka problemi değildir. Aksine normal zeka aralığında olan kişilerde görülür.

  2.  Disleksili bireylerin hepsi özel yetenekli bireyler değildir. Aralarında parlak ve özel yetenekli kişiler bulunabilmekle birlikte, normal gelişim gösteren kişiler de olabilir.

  3. Başarılı kişiler disleksi de olabilir. Disleksi, bir şirkette CEO olmanıza, oyuncu olmanıza veya başarılı  bir insanı olmanıza engel değildir.

  4. Disleksi toplumda oldukça yaygın görülen bir durumdur. Dolayısıyla disleksili kişiler toplumdan dışlanmadan ve gerekli tedbirler alınabilir.

  5. Disleksi çocuklarda olduğu kadar yetişkinlerde de görülebilir.

  6. Disleksi yalnızca medikal tedavi yöntemleriyle değil, özel eğitim ve davranışsal müdahelelerle de tedavi edilebilir.

NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Disleksi ihtimalinden şüphelilen kişiler, bir uzmana başvurarak gerekli zeka tesi ve özel öğrenme güçlüğü bataryası gibi değerlendirme testlerini alarak disleksiden emin olabilir.

Disleksi tedavisinde birden fazla yöntem vardır ve çoğu zaman bunları bir arada kullanmak önemlidir. Bunlar; konsantrasyonu ve dikkati arttıracak ilaç desteği, akademik alanda bireyi geliştirecek özel eğitim dersleri ve kişinin disleksiden kaynaklanan sosyal problemlerine yardımcı olmak adına psikoterapidir.

EBEVEYNLER NEYİ YAPMAMALI?

Özel eğitimi asla atmalayın! Çocuk, özel eğitim almaya başladığında yaşıtlarının seviyesini yakalayabilir. Buna bağlı olarak, sınıf içerisindeki başarısızlığı azalır ve sosyal geri çekilmesi ortadan kalkar.

Bu nedenle, özel eğitim bu sürecin olmazsa olmazıdır.

Bununla birlikte, diyelim ki bisiklet binmesini bilmiyorsunuz. Bunu yapmak için uğraşmanıza rağmen dengede durmak ve bisikleti yönetmek size çok zor geliyor. Etrafınızdaki kişilerin sizi bisiklete binmeye teşvik etmek yerine binemediğiniz için yargılaması ve baskı kurması size nasıl hissettirir?

İnsanlar, özellikle de çocuklar ailelerinden destek duymaya açtırlar. Onları cesaretlendirecek cümleler kurmak ve yapabileceklerine inandığınızı göstermek başarı için en önemli anahtardır.

Disleksi, çocuğun elinde olan ve yönetilebileceği bir durum DEĞİLDİR! Çocuğunuz bir cümleyi okuyamadığında ona kızmak yerine yapması için şevklendirin. Onu olduğu gibi kabul edin.

Unutmayalım ki, bir çocuğun en büyük ihtiyacı anlayış ve sevgidir.

Yemek Ye(me)mek Sizin İçin Ne İfade Ediyor?: Anoreksiya Nervoza

Günümüz dünyasında hepimiz yediğimize, içtiğimize ve nasıl göründüğümüze çeşitli anlamlar yüklüyoruz. Peki dış görünüşümüzü bize ne ifade ediyor? Dış görünüşümüz bizi ne kadar yansıtıyor? Dış görünüşümüzden ne kadar memnunuz?

Bugün sizlere günden güne sayısı şiddetle artan Anoreksiya Nervoza’dan bahsetmek istiyorum.

Anoreksiya Nervoza Nedir? 

Anoreksiya Nervoza, yeme bozuklukları altında değerlendirilen kişinin anormal derecede düşük kiloya sahip olmasıyla endeksli hayatı tehtid eden bir bozukluktur. Anoreksik kişiler, zayıf ve ince görünmek konusunda takıntıya sahiplerdir. Kiloları anormal derecede düşük olmasına rağmen aynaya baktıklarında kendilerini kilolu görmeye devam ederler. Genellikle 12-20 yaş arasında görülür ve erkeklere kıyasla kadınlarda daha sık rastlanır. Toplumun %1-2’si arasında görülebilir.

Nasıl ortaya çıkar? 

Nedeni tam olarak bilinmese de genetik, çevresel ve psikolojik faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir.

Genetik Faktörler: Genetik yatkınlık kesin olarak kanıtlanmasa da farklı genlerin anoreksiyaya yönelik yatkınlığa sebep olduğu düşünülmektedir.

Psikolojik Faktörler: Kişide bulunan başka psikolojik problemler, örneğin depresyon, kişilik bozukluğu veya obsesif kompulsif bozukluk gibi problemler anoreksiya için etken olabilir.

Çevresel Faktörler: Günümüz dünyasında, ince ve güzel olmaya yönelik ardı arkası kesilmez anlayışlar, özellikle ergenlik çağındaki genç kızları ve kadınları anoreksiyaya yönlendiren temel etkenlerdendir. Televizyon veya sosyal medyada maruz kaldığımız 0 beden mankenler ve aşırı zayıf olmaya yönelik acımasız yargılar anoreksiyanın ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.

Bununla birlikte, erken dönemde aileleyle yaşanan problemlerin, cinsel taciz vb. olayların bilinçdışı bir şekilde kadın figüründen uzaklaşmaya neden olabileceği ve buna bağlı ‘kadınsı hatları kaybetme’ amacıyla anormal derecede kilo vermeye yol açabileceği düşünülmektedir.

Belirtleri Nelerdir? 

Fiziksel Belirtiler: 

Anormal derecede kilo kaybı

Kansızlık

Düzensiz kalp ritimi

Adet görülmede azalma veya hiç görülmeme

Erkeklerde testis oranında düşme

Saçlarda incelde ve azalma

Tüylerin çıkma süresinin uzaması veya hiç çıkmaması

Kabızlık

Sarıya yakın cilt tonu

El ve ayaklarda belirgin derecede şişme

Kemik Erimesi

Psikolojik Belirtiler:

Yemeklerin besin değerine yönelik ince hesaplamalar

Öğün atlama veya yemeyi reddetme/zorla yemek zorunda kaldığında porsiyonları küçültme

Yemek yendiğinde hissedilen pişmanlık

Aksi iddia edilmesine rağmen kilolu olduğunu savunmak

Bol giysiler giyerek vücudu örtme çabaları

Kaç kilo olduğuna dair sürekli tartılmak

Sosyal hayattan geri çekilme

Öfkeli duygu durumu

Anoreksiya belirtileri hayati değerleri etkileyecek düzeyde düşük kilo seviyesine ulaşmışsa hastaneye yatış gerektirebilir. Dolayısıyla takip edilmesi oldukça önemlidir.

Tedavisi Nelerdir?

Bu süreçte, psikolog, psikiyatrist, doktor ve diyetisyen birlikte çalışmalıdır. Eğer kişi, anoreksi sebebiyle 3 ay içinde normal kilosunun %30’unun altına inmişse hastanede yatarak tedavi edilmelidir. Tedavide medikal ve psikolojik yardım esastır. Bununla birlikte, hasta uyum gönderirse beslenme uzmanları da devreye girer. Anoreksiya tedavisi uzun sürelidir. Çoğu zaman yıllarca sürebilir ne nüksetme oranı da buna bağlı yüksektir. Bu esnada aile, sosyal çevre, hasta ve doktorlar iş birliği içerisinde olmalıdır. Kişinin hayati değerleri normal düzeye indikten sonra terapi desteği ve kabul ederse beslenme uzmanı tarafından diyet uygulaması yapılır. Kilosu düzenli olarak kontrol edilir. (Bazı vakalarda yeme davranışı obeziteye veya  blumia nevrosaya dönüşebilir. Dolayısıyla takibi çok önemlidir.)

Unutmayalım ki Anoreksiya ruhsal hastalıklar arasında ölüm oranı en yüksek hastalıklardandır. Bu oran %10-15 arasında değişir. Dolayısıyla erken tanı ve müdahaleyle kontrol altına alınması çok önemlidir.

Vajinismus Nedir?

Hepimizin bildiği gibi, cinselliği konuşmanın bile yadırgandığı toplumumuzda cinsellikle ilgili sorunu dile getirmek ve çözüm arayışında bulunmak çok zordur. Ancak ülkemizde cinsel işlev problemleri sebebiyle kliniklere yapılan başvuruların %43-73’ünün Vajinismus tanısı aldığı belirlenmiştir. Bu yazımda size, Vajinismus’u tanıtmak ve bu konu hakkında bilgilendirmek istedim.

Vajinismus Nedir? 

Vajinismus, vajinaya girilmesiyle ilgili fobi düzeyinde bir korku ve vajinanın alt 1/3’lük kısmındaki kasların istemsiz kasılmasıyla oluşan cinsel ilişkinin gerçekleşememesi durumudur. Yalnızca penisin vajinaya girmesi durumunda değil, bu durumun hayal edilmesinde dahi istemsiz kasılmalar oluşabilir.

Kimlerde Görülür? 

Vajinismus’un görülmesinde eğitim, sosyo-kültürel veya ekonomik düzeyde bir farklılık bulunmaz. Ülkemizde tedaviye başvuran kadınların %43-73’ünde Vajinismus görülmektedir. Yurtdışındaki örneklere bakıldığında dünyada bu oran %5 ile %17 arasında değişmektedir (Ancak hala araştırmalar devam etmektedir.)

Nedenleri nelerdir? 

Vajinismus nedenleri hala araştırılmaya devam etmektedir ve net bir cevabı yoktur. Ancak araştırmalara bakıldığında aşağıdaki sebeplerin vajinismus için etken olabileceği ön görülmüştür;

  • Ayıp ve yasak olarak tanımlanması sebebiyle cinsellik hakkında yeterli bilgi edinilememesi veya yanlış bilgi edinilmesi

  • İlk cinsel birleşmeyle ilgili yanlış anlatımlar ve yaratılan korkular (kanamanın fazla olacağı, vajinanın penise göre küçük kalması endişesi, ilk cinsel birleşmede fazla acı olacağı düşüncesi vb.)

  • Yeterli cinsel uyarılmanın olmaması

  • Cinsel kimlik problelmleri

  • Geçmişte yaşanan taciz ve travmalar

  • Bilinçdışı bir şekilde kadınsılığın reddedilmesi

  • Ayrılma ve bireyselleşme problemleri
  • Cinsel isteksizlik

  • Güvensizlik

Gibi nedenler örnek gösterilebilir. Bununla birlikte kadının farkında olmadığı bilinçdışı sebeplerle ortaya çıkan ve cinsel birleşmede problem yaratan unsurlarda etkili olabilmektedir.

Vajinusmusun İlişkiye Etkileri Nelerdir?

Toplulumuzda cinsellikle ilgili konuşmak kadar yardım istemekte oldukça zordur. Vajinismus sonucunda ortaya çıkan cinsel birleşmedeki problemler ikili ilişkilere de yansır. Bunlar arasında kadının kendini yetersiz hissetmesi, korku ve panik halleri, depresyon, kaygı, umutsuzluk ve başarısızlık ortaya çıkartabildiği gibi erkeklerde ise reddedilme ve buna bağlı öfke durumu ortaya çıkabilir. Aynı zamanda uzun süre tedavi edilmediğinde cinsel isteksizlik ve erkekte erken boşalmaya sebep olabilir.

Vajinismus Tedavisi Nelerdir?

Vajinismus psikolojik bir durumdur. Ancak öncelikle dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, cinsel birleşme probleminin fizyolojik bir sebebi olup olmadığıdır. Dolayısıyla ilk etapta mutlaka bir jinekoloğa başvurulması gerekir. Herhangi bir organik problem olmadığı belirlendiğinde, Vajinismus alanıyla ilgili çalışan bir klinik psikolog/psikoterapist veya cinsel terapiste başvurulabilir.

Tedavi yöntemi olarak Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikanalitik Yönelimli Terapi gibi farklı ekoller kullanılabilmektedir. Terapi süresince, seanslara çift olarak katılınması alınan verimi arttıracaktır. Ancak isterse, kadın tek başına da katılabilir. Vajinismus’un düzeyi ve bireye etkileri kişiden kişiye farklılık gösterir. Dolayısıyla kişiye özel tedavi planı çıkarılması oldukça önemlidir. Terapi sürecinin ilk adımında değerlendirme görüşmeleri ve sorunun nedeni anlaşılır, ikinci adımında ilişkideki çatışmalar ve problemler gözden geçirilir ve tekrar yapılandırılır, üçüncü adımda cinsel eğitim verilerek çiftin kafasındaki yanlış düşünceler üzerinde çalışılır ve son olarak çiftin uygulaması üzerinde çeşitli egzersizler verilir. (Terapi ve tedavi süreci çalışılan ekole ve kişiye göre değişiklik gösterir.)

Unutmayalım ki, vajinismus günümüzde oldukça sık rastlanan bir problemdir. Dolayısıyla bu konu hakkında konuşabilmek ve kendimizi gözlemlemek tedavi sürecinin ilk adımıdır. Vajinismus düzenli tedavi ile ortadan kalkabilir. Bu yazıdaki bahsedilenleri kendinizde gözlemliyorsanız bir uzmana başvurabilirsiniz.